30 Nisan 2008 Çarşamba
06 Nisan 2008 Pazar
CANDAN DİZDAR TERWİEL SERAMİK-FOTOĞRAF SERGİSİ HAKKINDA YORUMLAR
zaman: Pazar, Nisan 06, 2008 1 yorum
OBURDERGİ 18.SAYISI HAKKINDA YORUMLAR
OburDergi 18.Sayısına www.oburmizah.com adresinden ulaşabilirsiniz.
zaman: Pazar, Nisan 06, 2008 0 yorum
29 Şubat 2008 Cuma
01 Şubat 2008 Cuma
01 Ocak 2008 Salı
OBURGALERİ BURÇAK BİNGÖL FOTOĞRAF SERGİSİ HAKKINDA YORUMLAR
zaman: Salı, Ocak 01, 2008 0 yorum
30 Kasım 2007 Cuma
OBURDERGİ 14.SAYISI HAKKINDA YORUMLAR
zaman: Cuma, Kasım 30, 2007 0 yorum
31 Ekim 2007 Çarşamba
zaman: Çarşamba, Ekim 31, 2007 0 yorum
zaman: Çarşamba, Ekim 31, 2007 0 yorum
30 Eylül 2007 Pazar
zaman: Pazar, Eylül 30, 2007 1 yorum
06 Ağustos 2007 Pazartesi
03 Ağustos 2007 Cuma
masala inanır mı
bağımsız devlet idik
Amerika'ya kul olduk
Buna can dayanır mı?
*********
Şekerim var ezilecek
tülbentlerden süzülecek
Yerli malı kullanma
karizman çizilecek!
zaman: Cuma, Ağustos 03, 2007 0 yorum
01 Ağustos 2007 Çarşamba
28 Temmuz 2007 Cumartesi
Sizleri kutluyorum.
Başarılar diliyorum.
Pekmezci
27 Temmuz 2007 Cuma
Peki; niçin, kestiğimiz gazete / dergi kupürlerini saklarız?.
Galiba; bizi anlatan bir şeylere rastlamışızdır o yazılarda. Ya da, bildiğimiz bir şeylere rastlamışızdır.
Ara sıra göz atmak içindir bu saklamalarımız, bazen de referans göstermek içindir; lakin kolayından sıra da gelmez.
Ve kuşkusuz, paylaşmak içindir böylesi bir şey yapmamızın nedeni... Eşimizle dostumuzla, çoluk çocuğumuzla paylaşmak içindir... Eh, paylaşmanın kötü bir şey olduğunu kim iddia edebilir ki...
Hani ne derler?...
-“Kısmet bu güneymiş...”
Ve bu derinlikli yazıyı, siz dostlarla da paylaşmakmış kısmet...
***
Hasan PULUR ustanın yazısına fazladan bir yorum eklemeye ne hacet?. Yorum içindedir çünkü...
Belirtmeliyim ki; herhangi bir döneme, herhangi bir kişiye gönderme de yoktur yaptığımız işin arkasında. Zaten gerek de yoktur, çünkü insanı ele alan böylesi yazılar kolay eskimez.
Şunu da söylememe izin verin:
Herhangi bir hikâye çalınınca kulağımıza, kendimizi hemen “iyilerin” yerine koyma eğilimimiz ortaya çıkar. Kuşkusuz böyle bir eğilim, “ham” bir tutumdur. Bizi doğruya yönlendirmez. Fazladan, başımızın asıl belasıdır da...
***
Siz değerli dostlarla paylaşmaktan mutluluk duyduğum “Mazhar Osmanlıklar!..” adlı yazıyı okurken, bu seferlik şunu yapalım: Kendi gerçeğimizle yüzleşebilmek için, kendimizi “iyilerin” yerine koymayalım.
-Hep “Ayhan IŞIK”lığa değil, ara sıra “Erol TAŞ”lığa da soyunalım...
(Son cümle kötü bir espriyse, lütfen mazur görün!.)
***
Sağlıcakla kalın!..
Sevdakâr ÇELİK
***
Mazhar Osmanlıklar!..
GENÇLER ve çocuklar bilmeyebilir ama, yirmi, otuz yıl önce Türkiye'de "Mazhar Osman" diye bir kavram vardı...
Birisi antika işler mi yapıyor, ya da abuk sabuk laflar mı ediyor:
"Adam tam Mazhar Osmanlık!” denirdi.
İleri, geri konuşanı da tehdit ederlerdi:
"Şimdi seni Mazhar Osman'a yollarım!"
* * *
ORD. Prof. Mazhar Osman Uzman, Türkiye'de modern psikiyatrinin ve Bakırköy Akıl Hastanesi'nin kurucusuydu. Asistanı Dr. Faruk Bayülkem geçen yıl yapılan Ulusal Psikiyatri Kongresi'nde bir öneride bulundu:
"Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi' nin başına, hocanın adı verilsin ve hoca ölüm günü olan, her 31 ağustos'ta anılsın." . J
Önümüzdeki "31 Ağustos" Mazhar Osman Uzman'ın ölümünün 50. yılı...
* * *
BİR gün Mazhar Osman'a sormuşlar:
"Delilerden korkar mısın?"
O da şöyle demiş:
"Ben delilerden değil, akıllı geçinenlerden korkarım, hele psikopatlardan çok çekinirim. Onlar vefasızdır, onların dostluklarına hiç güvenilmez. Kendilerini devaynasında görüp, başkalarını küçümserler, bu sayede büyüyeceklerini sanırlar. Tek amaçları kısa zamanda şöhretin yolunu bulabilmektir. Bunu başarabilmek için, şeytani zekâlarıyla, her şeye başvurabilirler."
* * *
RAHMETLİ Mazhar Osman'ın bu anlatımı, size, bugünlerde birini, birilerini hatırlatmıyor mu?
Tam "Mazhar Osmanlık" olanları, ya da Mazhar Osman'ın bile korktuklarını...
* * *
MAZHAR Osman için yakıştırılan fıkralar da vardır.
Güya hastalardan biri, ona. “Sen delisin!” demiş...
Mazhar Osman gülmüş:
“Senin, bana, deli demen, önemli değil, ama ben sana bir kere deli dersem buradan bir daha çıkamazsın!.”
*.*.*
ORD. Prof. Fahrettin Kerim Gökay da, Mazhar Osman'ın asistanıydı... Gökay hem çok popüler, hem de siyasete meraklıydı...
Valilik. belediye başkanlığı, senatörlük, bakanlık yaptı.
Bir gün Mazhar Osman'a eski asistanının bu başarısının sırrını sormuşlar, gülmüş:
"Önce doktor oldu, sonra asistan, sonra doçent, profesör, ordinaryüs profesör, yetmedi; vali, belediye başkanı, senatör, bakan oldu... Fakat benim bildiğim Fahrettin Kerim, bunlarla yetinmez, sırasıyla, başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına gözünü diker... Bunlardan sonra da, sümme haşa, Allah olmanın peşinde koşar! O zaman da, onu, bana getirirler!"
Tabii bu uydurulmuş bir fıkraydı.
* * *
ORD. Prof. Süheyl Ünver'in bir anısı:
"Bakırköy Hastanesi’ni teftişe gelen müfettişe Mazhar Osman şöyle demiş:
- Burada ne iyilik varsa arkadaşlarımındır; ne kötülük varsa, benimdir. Ben sorumluluktan korkmam, korksam buranın başına gelmezdim. "
* * *
VE oğlu Azmi Cülmut Uzman'a son sözleri:
"Oğlum, belki seni bir daha göremeyeceğim. Hayatta çok çalıştım, muvaffak oldum, mevki ve şöhrete nail oldum. Şu anda bunların aciz kıymetler olduğunu öğreniyorum. Hayatta ne olursan ol, parayı hakir gör, şöhretten iğren. Fakat dik yürü, her zaman dik yürü ve iyi bir insan ol!"
Günümüzde "Mazhar Osmanlıklar" çoğalırken, "Mazhar Osman" gibi insanlar azalıyor, hatta kayboluyor.
Hasan PULUR
Olaylar ve İnsanlar
(Milliyet, 24 Ağustos 2001)
zaman: Cuma, Temmuz 27, 2007 0 yorum
26 Temmuz 2007 Perşembe
OĞUZ ARAL KİMDİR?
Oğuz Aral, İstanbul Silivri'de 1936 yılında doğmuştur. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin üçüncü sınıfından ayrılarak, 1950'den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizmeye başlamıştır.Güncel, halkın anlayabileceği basite indirgenmiş bir karikatür anlayışına önem veren Aral, kendi mizahi görüşü ve doğrultusunda birçok karikatürcü yetiştirmiştir.Gırgır mizah dergisinin kurucusu ve yöneticisi olan Aral, daha sonra Avni dergisini çıkardı. Aral, Gırgır dergisinin tirajını 300 bin adedin üzerine çıkararak, Avrupa'nın üçüncü büyük güldürü dergisi durumuna getirmiştir.Avanak Avni tiplemesinin yaratıcısı olan Oğuz Aral, Hayk Mammer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam ve Vites Mahmut gibi tiplemeleriyle de tanınıyordu.Karikatürleri ve 'Huysuz İhtiyar' başlığı altında yazıları ölümüne kadar Hürriyet gazetesinde yayınlanan Aral'ın, tiyatro, müzik ve sinema konularında da çalışmaları bulunmaktadır.Anadolu'nun çeşitli yerlerinde pandomim gösterileri sergileyen Aral, Koca Yusuf (1966), Direkler Arası (1967), Bu Şehri İstanbul (1968), Ağustos Böceği ile Karınca (1971) adında çizgi filmleriyle de Türk çizgi film sektöründe önemli bir yere sahiptir.Oğuz Aral, Yazar İnci Aral ve karikatürist Tekin Aral'ın ağabeyidir.26 Temmuz 2004'te Bodrum'da vefat etti. Ölümünün 1. yıldönümünde anısına (26 Temmuz 2005) İstanbul Cihangir parkına heykeli dikildi.
(Kaynak: http://www.karikaturculerdernegi.org)
zaman: Perşembe, Temmuz 26, 2007 0 yorum
zaman: Perşembe, Temmuz 26, 2007 0 yorum
zaman: Perşembe, Temmuz 26, 2007 0 yorum
25 Temmuz 2007 Çarşamba
24 Temmuz 2007 Salı

3 günden sonra kafamı topladıktan sonra seçim hakkında birşeyler yazmak istedim. Hala kafam almıyor. Aptallaştım galiba. Evet bu sonucu bekliyorduk. Evet aylar önce başa yine aynı insanlar gelecek., 3 parti barajı geçecek. Bunları herkes tahmin edebiliyordu. Fakat mizah adına birçok ustayı kaybettiğimiz Temmuz ayında bu kadarını da beklemiyordum. Bu kadar da değil artık. İnanamıyorum. Gerçekten bazen insan söyleyecek bir söz bulamıyor. Seçimden önce açık açık “ben her şeyi satarım, bunlarla uğraşmak devletin görevi değildir, ben satarım vergisini alırım, satarım 5 kuruş ödemem yap-işlet-devret yaparım üstüne de vergimi alırım…” diyen bir insan başa tekrar hem de eze eze geliyor. Gerçekten şaşmamak elde değil. Bu sözleri söyleyen insan bir Başbakan. Hani Sayın Başbakan diye hitap edilen var ya ondan. Yalnız bu insan o sattığı şeylerin ülkenin olduğunu unutmuş galiba? İnanılmaz, gerçekten inanılmaz. Bir inanılmaz durumda söylentilere göre halka yardımlarda bulunmaları ve bu yolla oyları cebe indirmeleri. Bu yardımın kesinlikle karşısında değilim. Fakat bu yardımlar eğer bir çıkar uğruna yapılıyorsa bence bu yardımın hiçbir geçerliliği yoktur. Halk bu yardımlara sevinerek oylarını da “bana yardım etti” diyerek onlara verdi. Burada bence kabahati halka çıkarmamak gerekiyor. Bu hükümet demek ki halkı o kadar fakir bir duruma düşürmüş ki, halk da hiç yardım görmediği için 40 yılda bir yapılan yardımdan sonra haklı olarak oylarını o insanlara verdi. Tabi ki bu oluşan tabloda yalnızca o insanların ezici bir üstünlüğü yok. Kabahatli olanlar ve o insanların ekmeğine yağ sürenler de var. Ne yazık ki sağlam bir muhalefetin olmaması nedeniyle bu duruma gelmiş durumdayız. Neyse bir politikacı olmadığım için burada sözüme noktayı koymak istiyorum.
Hepimize her şeye rağmen güzel bir hayat dilerim. Umarım her şey dilediğimiz gibi olur…
zaman: Salı, Temmuz 24, 2007 0 yorum
23 Temmuz 2007 Pazartesi
22 Temmuz 2007 Pazar
21 Temmuz 2007 Cumartesi
ÜNLÜ ZATIN OĞLU OLMAK
Eski hikaye ama unutmamakta, hatırlamakta fayda var
YORUMSUZ...
Ünlü zatın oğlu kırmızı ışıkta durmadan geçiyor, peşine
Takılan ekipten kurtulmak için hızlanırken ilerde ünlü bir sanatçıya çarpıyor...
Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan sanatçı 6 gün sonra ölüyor. Karakola götürülen delikanlıya polislerin ehliyet sormaması sanatçının eşinin dikkatini çekiyor. Polislere hatırlattığında:
"Siz ukalalık etmeyin biz ne yapacağımızı biliriz"
gibi bir cevap alıyor.
Kazadan sonra belediye görevlileri kazanın olduğu mahalleye gelip caddeyi baştan aşağı yıkıyor ve 35 metrelik fren izini tamamen siliyorlar. Delikanlıya kazadan sonra, üç ay önce
verilmiş gibi ehliyet düzenleniyor. Sanatçının kocası hakime çocuğun ehliyeti olmadığını, düzmece ehliyet verildiğini söylediğinde adam:
- Ne siz koskoca belediye başkanını sahtecilikle mi suçluyorsunuz, diye azar işitiyor...
Olayı gören tanıkların hepsi tehdit edilip korkutuluyor. Sanatçının kocası aile meclisini topluyor. Bakıyorlar ki polis,adalet, belediye hep birlikte olmuş üzerlerine geliyor. Mecburen olayın peşini bırakıyorlar. Sonuçta mahkeme trafik canavarı genci 3 ay hapse mahkum ediyor da 1998'in fiyatıyla 540 bin lira cezaya çevriliyor. Sen sağ, ben selamet; güzide sanatçı Sevim Tanurek gitti gider... Bu olayı Sevim Tanurek'in eşi, Emin Çölaşan'a yukarıdaki satırlarla anlatmış .................
Sözü geçen katil delikanlı İstanbul'un o zamanki Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan'ın oğlu... Ve son olarak: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ses sanatçısı Sevim Tanurek'e otomobiliyle çarparak ölümüne neden olan oğlu Ahmet Burak Erdoğan için "tamamen kusursuz" raporu vererek beraatini sağlayan Adli Tip Trafik İhtisas Dairesi Başkanı Eyüp Çakmak, Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne (TDI) Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.( 21.10.2004 )
Alttaki metini araştırırken Hürriyet gazetesinin web arşivinden buldum. (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/10/17/72533.asp)
Aileden Erdoğan’a tepki
SEVİM Tanürek'in eşi Ahmet ile oğlu Mustafa Cavit Ürek duruşma sonrası, ‘‘Bir insan ölüyor ve sanık ise elini kolunu sallayarak yurtdışına gidiyor, tutuklanmıyor bile’’ diyerek tepki gösterdiler. Baba-oğulun açıklamasında şöyle denildi: ‘‘Bir insan, bir insanı öldürüyor ve Japonya'ya gezmeye gidiyor. Bizimle 5 aydır görüşmek istemeyen Tayyip Erdoğan, bugün avukatları ile haber gönderip anlaşmak istediğini söylüyor. Bu saatten sonra anlaşma olmaz. Bir telefon açıp başsağlığı bile dilemedi. Biz hastane masraflarını ödeyecektik, fakat Tayyip Erdoğan hastane masraflarını karşılamak istediğini söyledi. 5 ay geçmesine rağmen hastane masrafları ödenmedi. ’’

Seçime saatler kala şöyle bir "Sözde Liderlere"baktığımızda ne kadar gereksiz şeylerle uğraştıklarını ve en üzücüsüde asıl işleri halka hizmetten ne kadar uzak olduklarını üzülerek hep birlikte gördük. Anlamıyorum bu kadar saçmalıktan sonra bu saçmalık ustaları nasıl tekrar başa gelebilir? Gerçekten aklım hiç ama hiç almıyor. Yaptıkları mitinglerde asıl yüzlerini ap açık ortaya koyduklarını insanlar nasıl göremiyor? Diliyorum ki bir "Mucize" olsun ve bu saçmalıklardan kurtulalım. Bunu söylerkende biliyorum ki işimiz ne yazık ki "Mucize" ye kaldı. Ama yine de umutları kaybetmemek lazım.
20 Temmuz 2007 Cuma
zaman: Cuma, Temmuz 20, 2007 0 yorum
zaman: Cuma, Temmuz 20, 2007 0 yorum
19 Temmuz 2007 Perşembe
12 Temmuz 2007 Perşembe
zaman: Perşembe, Temmuz 12, 2007 2 yorum




























































